Samanyolu’ndan milyarlarca ışık yılı uzakta, evrenin unutulmuş bir köşesinde bir güneş sistemi vardır. Bu sistemin tanrıları, gezegenleri yaratırken kendilerince çok özel bir tanesini seçip, kendisinden milyarlarca ışık yılı ötede aynı isimde bir başkasının olduğundan bihaber buraya yeryüzü adını vermişler. Yeryüzüne o kadar çok özen göstermişler ki, bir süre sonra sistemin diğer gezegenlerini unutup yalnızca bu gezegenle ilgilenmeye başlamışlar. Hatta kendilerine bir bahçe yaratıp bunu yeryüzünün tepesine kondurmuşlar; böylece gezegeni her daim izleyebilmişler. Daha sonra yeryüzünü koca bir okyanusla ikiye ayırarak, aşağıda kalan yere güneyde ve aşağıda kalan yer anlamına gelen Güney Dünya, yukarıda kalana ise Kuzey Dünya adını vermişler. Gelin görün, bu tanrılar detaylara fazlasıyla takıntılıymış; bir süre sonra Kuzey Dünya’nın varlığını da unutup tamamen Güney Dünya’ya gözlerini dikmişler. Aradan on binlerce yıl geçmiş, tanrılar insanları yaratmışlar, çağlar gelip geçmiş ve yeryüzü o kadar çok olaya ve efsaneye ev sahipliği yapmış ki, anlatmaya kalksak bu öyküler hiç bitmez. Ancak şimdi bizim anlatacağımız öykü insanların Krallıklar Çağı dediği dönemin, iki yüz doksan dokuzuncu yılında, tüm yeryüzünün kaderini değiştirecek olaylar silsilesinin başlangıcıyla ilgili.

Hiç Bitmeyen Öyküler

canbasacek witchead